Kontrolsüz Kefken Kefken değildir!

Kontrolsüz güç güç değildir reklam sloganını hepimiz duymuş olmalıyız. Oldukça sağlam bir ajans çalışmasıdır. Şimdi ben bu sloganı Kefken ve etrafı için değiştirerek yorumlamak istiyorum. Kontrolsüz Kefken Kefken değildir. Kefken 2000’li yılların başına kadar kendi halinde bir balıkçı kasabasıydı. İnsanlar buraya denize girmek dışında balık yemeye, doğayı ile bütünleşmeye ve rahatlamaya gelirdi. Plajlarda ne bir şezlong nede bir şemsiye göremezdiniz. Kumcağız plajının bir ucunda havlunuzu, kişisel eşyalarınızı bırakıp diğer ucuna yürürseniz döndüğünüzde herşey yerli yerindeydi görürdünüz. Peki ya bugün? Özellikle 2005 ve sonrasında Beyoğlu Belediyesinin potansiyel oy vaadeden ortaöğretim ve lise öğrencilerini hatta ailelerini Kefken’e kontrolsüz kalabalıklar halinde getirmesi bardağın son damlası oldu. Taksim meydanı Beyoğlu Belediyesi Kefken Çevre Yaz Kampı reklam çalışmaları ile etrafında yok edilmemiş yer kalmayan İstanbul insanını Kefken ve civarına yönlendirdi. Birçok insan mülk sahibi oldu, çoğu tapusuz yerler alarak geleceğe yatırım yaptı. Birçok kaçak yapı bölgenin ahengini bozdu ve bozmaya devam ediyor. 2010 yılında hızlanan akıllı telefon ve mobil bağlantı birlikteliği bölgenin tüm bakirliğini istesekte istemesekte gün yüzüne çıkardı. Kefken ve civarı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yönetim alanına dahil olması ile bölge siyasi bir yeniliğe büründü ve yatırımlar başladı. Belediye yatırımları yapılırken mevcut bölge insanı ve eski yerleşke yazlıkçıları asla göz önüne alınmadı. Her sahil yeni bir belediye kaynağı olarak göründü. Geçmişte deniz manzarası izlerim diye alınan yazlıklar birden beyaz donlu magandalarla doldu. Tüm sahiller oy potansiyeli görünen insanlara pervasızca sunuldu. Deniz kültürüne yabancı olan kalabalık topluluklar tüm pisliğini deniz kum ve yeşil alanlara bırakarak geri döndü. Kumsalların sahipsiz, orman alanlarının kontrolsüzlüğü konaklama seyrini çadırdan çıkarıp araba kenarlarında atlet kilot yatan tiplere bıraktı. Jandarmanın görev tanımının değişmesi olumsuz şeylere karşı bölgeyi seven hassas insanların şikayet mekanizmasını kilitledi. İstanbul Belediyelerine hiç miktarına terk edilen kamp alanları bu belediyelerin Kefken kaldırım taşlarını boyamasından öteye geçmeyen faydaları ile yöreye pek katkı sağlamadı. Kontrolsüz taşınan kalabalıklar denize amonyak çevreye çöp yığınları bıraktı. Bırakmaya da devam ediyor! Tüm bu kötü yönetilen turistik sömürü Kefken’de var olan deniz ve doğayıda yok etmeye yüz tutarak kullan at bir Kefken hedefine ilerledi, son trafik belası ile Kefken kangren oldu! Halk pazara inemez, sahilde denize girmez oldu! 2016 yazına gelindiğinde Kefken yerel köklü işletmeleri olmayan, günübirlik kullan at turizme ev sahipliği yapan, İstanbul trafiğinin kopyasına sahip hafta sonu trafiği ile günlük 15 Türk Lirası’na gelinen-yenilen-s.cıp-gidilen bir tatil köyü haline nihayet geldi. Kalabalıkları turizm sanan son 15 yıldır Kefken’e inip palazlanan 3-5 sözde Kefken sevdalısı önderliğinde ilerleyen turizm bu şekilde devam ettiğinde hepimiz sonuçlarına katlanacağız. Katlanmakla kalmayacak olan tüm doğal nimetlerimizdende mahrum kalacağız. Karar sizlerin, ya tepki koyar yada yas tutarsınız! Başka Kefken yok!

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’mı geri verin!

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’mı geri verin!

Çocuktum, daha yarışacak yaşta değildim, şu yağlı direkte bayrağı almak için neler verirdim:( Belki kürekte çekerdim. Hatta ayağı bağlı ördeği ilk ben almak için var gücümle kulaç da atabilirdim. Hayal kurdum, hayallerimi çaldılar…

1

Bugün 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı… Kimileri için nede olsa hiçbirşey ifade etmezken biz denizde doğmuş kişiler için çok şey ifade etmekte. Kefken’imizin tek sosyal etkinliği olan 1 Temmuz kutlamalarını ömrünü yarılamış olup hatırlamayan yoktur. Ne güzel hatıralar biriktirmişiz meğer, o günlere dair. Çocukluğumuzun süper kahramanları 200 metre sırtüstü yüzme yarışında birinci gelenlerdi. Ördek yarışındaki heyecan nerde vardı. O denli milli ve dini bayram gelip geçmesine rağmen Denizcilik Bayramı benim için en önemlisiydi. Hatta bu düşüncemin dini bayamları geride bırakması kendimi günahkar hissetdirdiği de olmuştur. Kısacası 1 Temmuz demek Erim Tepesinden kuşbakışı izlediğimiz büyük bir festivaldi.

 

Sonra o kadar bürokrasiye ne gerek var deyip, bir çırpıda silip attılar bayramımızı. Şenlikler sona erdi, başlarıda kemale…

 

Kefken’in geri kazanılması en basit ve en doğru sosyal aktivitesi 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’dır. Gerek günümüz turizm tanıtım faaliyetleri, gerek yöre halkının kaynaşması, siyasi fikir mercilerinin Kefken’i iyi anlayabilme fırsatı böyle bir festivalden geçer. Ucuz, basit, etkili…

 

Çok defa bu konu ile ilgili kamuoyu yapmak için yazıp çizsekte çok basit sebeplerle yerel yönetimler sesimizi duymadı. Olaya acaba yine para mı isteyecekler bizden diyerek soğuk baktılar. Bir bütçenin olmadığını biliyorum. Lakin bazı yapılan etkinliklerin çoğunluğa yapıldığını görek de azınlıkların hakları nasıl olacak? Mesela bu gibi etkinliklere sponsor bulamazken, koca yemekli dini şölenlere nasıl sponsor bulunuyor. Muhakkak bu ritüeller yapılması gerekiyor. Lakin bu ritüellere inanmayan, inanıp katılmayan, hatta farklı düşünüp o etkinliklere teşrif etmeyen kişilerin vatandaşlık hakları ne olacak!

 

Uzatmadan saadete gelmek istiyorum. Bayramı Kefken’e geri getirmek için biraz çaba serf edin. 4-5 yılda bir insanları hatırlamayın. En azından ben gibi bu bayramı özel bulanları…

 

Şimdi her Temmuz başında içim buruk, bedduam bol, hayallerim anlamsız ve gelecek için umutsuzum. Kim bu güzel günleri Kefken’den çalıp götürdüyse iki elim yakasındadır, mahşerde!