Ey Kefkenli suya sabuna sakın dokunma!

Ey Kefkenli suya sabuna sakın dokunma!

 

suya

Bayram öncesiydi İstanbul’dan baba-dede evime geldiğimde validenin su sayaçları değişti 3 ton suyumuz var deyişi…

 

Apar topar yeni süreç için İSU yolları, yetkilinin sorduğum sorulara mantıklı yanıtları…

 

Napalım devletin kestiği parmak acımaz, herkese olan bizede olsun tavrımız..

 

Derken…

 

Son olarak sadece Kefken-Kerpe-Cebeci gibi yazlık ağırlıklı yerlerin akıllı sayaçlara geçtiği ( hatta mahalle içlerinde bazı kişilerin sayaçlarının değişmemesi ) Kocaeli Büyükşehir Belediyesi sınırlarında olan iç köylerde ise sayaçların değişmediği bilgisi…

 

Birkaç yetkili muhtardan aldığım bilgi ile onların bu sisteme karşı oldukları ve seçmenlerini madur etmemek için sergiledikleri tavırlar…

 

Şimdi buradan her Kefkenlinin düşünmesi gereken bir sonuç başlıkları çıkaralım;

 

* Kocaeli Büyükşehir Belediyesi sınırlarında yaşayan halk eşit haklara sahip değil.

 

* Yazlıkçı ve yerel halk olarak su fiyatlarındaki değişiklik ile bir adaletsizlik daha sözkonusu ( ben Kefkende doğdum istanbulda yaşıyorum diye benden ayrı bir su parası istemiyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi )

 

*Kontör sistemi ile tüketmeden ödenen fatura ise ayrı bir tartışma konusu. Bu yazlıkçı arkadaşları düşünüp yerel halkı düşünmeme sonucu yapılmış bir çalışmadır.

 

*İç köylerdeki muhtarların su sayaçlarına olan tavrını kıyı kesimlerdeki muhtarların neden sergileyemediği?

 

Benim bir Kefkenli olarak sormak istediklerim ise;

 

  • Biz 1950 den bu yana yazlıkçı olarak mı yaşıyoruz?
  • İç köylerde suyun tonu 0,45 TL devam ederken biz 1 TL neden ödüyoruz? Üstelik sayaç okuma memuru yok ve yükleme için bir zaman harcıyoruz?
  • Neden işyerleri tonu 0,70 TL den su alırken 8,5 TL gibi dünyada eşi benzeri olmayan bir zamla karşı karşıya kaldı?
  • Kandıra ve Kocaeli merkezinde tüm sayaçlar kartlı sistem mi? Kefken neden bu eşitsizliklere sahne oluyor devamlı?
  • Neden bu coğrafyada yaşayanlar yazlıkçı ile daima eşit düşünülüyor? İstanbul’da su birim fiyatı Kadıköy’de tüm harçlar ile 6.33 TL. Burdan Kefken’e gelen bir yazlıkçı için su fiyatı orda geçirdiği zaman ve kullanımın miktarına göre pahalı değil. Bir ay İstanbul’da yaşamayıp aynı tonajda su kullansa Kefken’de yaşaması daha cazip. Lakin yüzde 105 zam yerli halk için ne kadar revadır?

 

Biz Kefken seçilenleri ve seçenleri olarak suya sabuna dokunmayalım. Kefken halkı olarak hizmet dahi almadan daima fazlasını ödeyelim ( 2B arazileri fahiş fiyatları ve İSU su tarifesi ) Hiç ses çıkarmayalım, çıkarsın diye seçtiğiniz temsilcilerde ekonominizi savunmasın daima madur olalım…

 

Yakın gelecekte hepimiz Kefken’i terkederiz. Bodrum örneği ortada. Turist değilsen biraz insan da değilsin felsefesi ile yerlerini satıp iç köylere göç eden onlarca Bodrumlu gibi.

 

Umarım bu satırlara biraz kulak kabartan olurda, seçim zamanı halk içine çıkıp oy isteyen siyasetçilere bu soruları tekrar tekrar hatırlatan olmaz!

 

 

 

Balıkçı limanı yıkıp atmak isteyenlere; İnsafsızsınız!

Balıkçı limanı yıkıp atmak isteyenlere; İnsafsızsınız!

Bir parça ekmek hem sizi hem bizi doyururdu, bir kuru soğan ve birkaç dilim palamut hepimizin kursağını doldurmaya yeter artardı bile ! Bu liman bu imkanları yıllardır sağladı hepimize, sahillerde inekler denize girerken bu liman değil miydi size ekmek veren?

Son yıllar Kefken yazları kalabalıklara büründü, sahiller insanları taşımaz oldu ve Kefken halkı olarak turizme gözümüzü açtık, hesapsızca!

Eski Kefken düzeninde limana yakın işletmeler çok kazanırken az kazanmaya, yol üstünde yer alan işletmelerse çok kazanmaya başladı. Bakkal İlyas amcanın yerini ulusal market zincirleri alırken, insanlar evlerini boşaltıp günlük kiraya vermediler mi? Pişmemiş lahmacunlar sahillerde havalarda uçuşup gelen turistlerin midesine otururken, bir şezlnog ve şemsiyeye milyon taklalar atılmadı mı?

Ne yaptık ki ? Turizm mi?

Turizm Kefken ekonomisinin geleceğidir! Vazgeçilmezidir! Gençliğin istikbalidir! Neden? Çünkü dünyanın en genç denizi Karadeniz her yıl kan kaybediyor ve balık stokları tükeniyor. Ama Kefken hala bir balıkçı kasabası! Ve biz bu gerçeği görmezden gelemeyiz.

balıkçı
Eski arıtma gideri dahi kapkara balçıkken, deniz temiz diyenler fotoğrafa iyi baksın

Gelelim emme basma tulumba misali Kefken limanına yapılmaya çalışılan sahile. Sahil desen sahil değil, 40 santim altı bataklık. Limanın ve eski arıtmadan kalan yılların zifti sonradan dökülen kumların altında. Limana gelen basit bir makinenin liman dışına su basması ile temizlik yapıldığına ancak martılar inanır. Hepimiz gördük resmen kumlu su! Emme basma tulumda koysan aynı suyu basar yukarıya.

2016 yılına gelindiğinde buranın çok temiz olduğu ile boy boy fotoğraflar ile yerel medyada haberler yapıldı. Yaptıranı anlıyorum da yapan arkadaş 2 dakika zaman ayırıp, paçalarını sıvayıp, elini bir daldır kumun altına da ne var bir baksana yahu! Hayatında hiç liman gezip dolaşmadın mı ? Şimdi sen o haberi bu plaj temiz diye yaptın tamam anladık! Lakin o haberi okuyup o suya girip hasta olan arakadaşlar varsa ki olmamsı mümkün değil ! Ara onları da helallik iste!

Hadi seni anlıyorum sevgili yazar arkadaşım, bi hata yaptın. Peki o fotoğraflarda boy gösterip gelin burda denize girin diyen arkadaşlar siz turizmi yapıyorsunuz yoksa hastane yatırımlarınız mı var? 3-4 esnaf kirli suya giren 50-60 kişiden para kazanacak diye yaptığınız doğru mu? Gelecek yıl aynı haberler tekrar edecek olursa, güneş balçıkla sıvanmaz ama ben liman altı balçıkları ile haberi yapan arkadaşı ciddi şekilde sıvıyacağımın sözünü veriyorum! Plaj süper diyen arkadaşlar hoşunuza gidiyorsa liman kumsalında siz denize girebilirsiniz. Fakat kimsenin sağlığı ile oynama lüksümüz yok!

Şimdi duyar gibi oluyorum, sen de mi istemezükçüsün? Yok değilim merak etmeyin. EK’de yayınladığım ( ki hayal etmek için  renklendirdim ) Kefken eski fotoğraflarındaki o muhteşem sahili bende en az siz kadar hatta sizden daha çok arzuluyorum. Lakin önce yıkmadan yapmalısınız.

Gelin bu plajda denize girin diyenlere sesleniyorum! Onca insan balıkçı barınağından ekmek yerken 3-5 gözü para hırsı ile dolu, hiç ölmeyecek gibi hep bende olsun diyen adamların kayıklarına tayfa olmamanızı öneririm. Lakin artık hiçbir bilgi giz kalmıyor. Sosyal medya doğru ve yanlış yaptıklarımızı tarihselleştiriyor.

Kocaeli Büyükşehir çalışmalarını büyük bir ilgi ile takip ederken, bu sahilin eskisi gibi olmasını gerektiğini savunanlardanım. Mümkün olursa Büyükşehir Belediyesi yetkililerine bu konuda hassas davranmalarını rica edeceğim. Burayı eski haline getirmeden önce yeni liman projesini yapmalı ve balıkçı dostlarımızı mağdur etmemeliyiz. Kısa vade hesapları ile uğraşmak biz Kefkenlilere yakışmıyor.

Birçok Kefkenli ailenin geçim kaynağı olan limanla ilgili kişisel projeleri olan arkadaşlar projelerinizi kendinize saklayınız. Herkesin boğazına lokma sokacağı çocukları var. İnsaf diyorum!

Peki sen, insaf nedir bilir misin?

 

Yazı ve Fotoğraf: İsmail Atalar

 

Alnımıza Kefkenli mi yazdıralım!

Daphnousia

Sevgili Kefkenli dostlar ve kendini Kaf Dağı’nda gören çakma yazlıkçım! Merhaba !

 

Her geçen gün biraz daha ötekileştirildiğimiz harika diyar Kefken’imizde bazı gerçeklerin bilinmesi icap ediyor. Ben anamdan 1980 yılının bir sabahı ile öğle arasında 1950 yılında dedem tarafından yapılmış karadeniz usulü bir evin mutfağında dünyaya gelmişim. Ailemin son çocuğu olarak. Dedemi hiç tanımadım. Ben doğmadan çok zaman önce rahmete kavuşmuş. Ama oturduğumuz mahalle Mitat Paşa Mahallesi olarak bilinir ki adı dedemden gelmektedir.

 

Gelelim bize, 7 yaşında limanda yüzme öğrendim, o günden bu yana amcamlarla daima balığa giderim. Yaramaz bir çocuktum. Oltam ve sapanım hiç eksik olmazdı. Yirmili yaşların ilk ışıklarına dek ömrümün ciddi bölümü limanda geçti. Balıkçılık ilk para kazandığım iş oldu. Limanda 10 adet tekne olduğu yılları, meşelik dediğimiz Erim Tepesi’de çadırlardan hariç bir iki binadan başka bir bişey olmadığını, bira şişesi toplayıp Palaya sattığımız yılları iyi hatırlarım. Bu maceraların hepsinde adını sayamayacağım birçok Kefken uşağı bana eşlik etti. Asla kimsenin malını gasp etmedik, çalmadık zarar vermedik. Yazlığa gelen birçok arkadaşlarımız oldu ki hala arkadaşlığımız devam ediyor. Onlarla da birçok maceramız oldu. Kafirler düzü ki birçoğunuz onun nerde olduğunu dahi bilmez, yazlıkçı arkadaşlarla kıyasıya futbol oynadık. Hiç kavga etmedik!

 

Peki bunları neden yazıyor bu adam!

 

Son günlerde dışardan gelip Kefken’e yerleşen bazı kişilerden sosyal medya üzerinden farklı yorumlar almaktayım. Kefken’de mafya varmış, çevreyi biz kirletiyormuşuz, insanlar kabaymış, adam gibi yemek yenecek yer yokmuş, limana inemiyorlarmış, gençler kızlar sokakta yürüyemiyormuş vs. vs

 

Açık söylemek gerekirse hiçbir Kefken doğumlu babamız, abimiz, bacımız Kefken’e insanlar gelip yerleşsin diye ilan vermedi. Gelen bu cenneti sevdi ve yerleşti. Kimi çok sevdi kimi de suyunu içip balığını tüketmesine rağmen hiç memnun olmadı. Emlak fiyatları tavan yaptığı şu günlerde memnun olmayan arkadaşlara tavsiyem arkalarına dahi bakmasınlar…

 

Sözüm sana İstanbul’un varoşundan gelen çakma yazlıkçım. Bu mahalleye geldiğinde tavuk, kopek, inek, koyun gibi hayvanlar vardı, ahırlardan gübre kokuları çıkmakta sivrisineklerimiz insanın canını yakmaktaydı. Kör olsan Kefken’i göremezdin, göre bile yerleştin ! Şimdi nasıl bir ahlak anlayışı ile Ahmet emmiyi ahırının gübresi kokuyor diye şikayet ediyorsun, köpek havlamasını belediyeye ihbar etmektesin! Burası bir balıkçı köyü burda balık kokuları daim olacak emin olabilirsin!

 

Kefkenliler olarak kimsenin hakkına tecavüz etmedik, kimsenin cebinden zorla parasını almadık, kimsenin namusuna el uzatmadık. Bunları yapanı asla Kefkenli kabul etmedik. Kefkeni kendi evi gibi gören ve seven yazlıkçı arkadaşları sevgi ile kucaklaıyoruz. Varolsunlar. Onlar hep başımızın tacı olarak kalacaklar.

 

 

Sözüm sana Kefkenliyi beğenmeyip ataları ve dedelerinin topraklarında bizi hor gören yazlıkçı arkadaşım seni tatmin etmek için…

 

ALNIMIZA KEFKENLİ Mİ YAZDIRALIM !