Alnımıza Kefkenli mi yazdıralım!

Daphnousia

Sevgili Kefkenli dostlar ve kendini Kaf Dağı’nda gören çakma yazlıkçım! Merhaba !

 

Her geçen gün biraz daha ötekileştirildiğimiz harika diyar Kefken’imizde bazı gerçeklerin bilinmesi icap ediyor. Ben anamdan 1980 yılının bir sabahı ile öğle arasında 1950 yılında dedem tarafından yapılmış karadeniz usulü bir evin mutfağında dünyaya gelmişim. Ailemin son çocuğu olarak. Dedemi hiç tanımadım. Ben doğmadan çok zaman önce rahmete kavuşmuş. Ama oturduğumuz mahalle Mitat Paşa Mahallesi olarak bilinir ki adı dedemden gelmektedir.

 

Gelelim bize, 7 yaşında limanda yüzme öğrendim, o günden bu yana amcamlarla daima balığa giderim. Yaramaz bir çocuktum. Oltam ve sapanım hiç eksik olmazdı. Yirmili yaşların ilk ışıklarına dek ömrümün ciddi bölümü limanda geçti. Balıkçılık ilk para kazandığım iş oldu. Limanda 10 adet tekne olduğu yılları, meşelik dediğimiz Erim Tepesi’de çadırlardan hariç bir iki binadan başka bir bişey olmadığını, bira şişesi toplayıp Palaya sattığımız yılları iyi hatırlarım. Bu maceraların hepsinde adını sayamayacağım birçok Kefken uşağı bana eşlik etti. Asla kimsenin malını gasp etmedik, çalmadık zarar vermedik. Yazlığa gelen birçok arkadaşlarımız oldu ki hala arkadaşlığımız devam ediyor. Onlarla da birçok maceramız oldu. Kafirler düzü ki birçoğunuz onun nerde olduğunu dahi bilmez, yazlıkçı arkadaşlarla kıyasıya futbol oynadık. Hiç kavga etmedik!

 

Peki bunları neden yazıyor bu adam!

 

Son günlerde dışardan gelip Kefken’e yerleşen bazı kişilerden sosyal medya üzerinden farklı yorumlar almaktayım. Kefken’de mafya varmış, çevreyi biz kirletiyormuşuz, insanlar kabaymış, adam gibi yemek yenecek yer yokmuş, limana inemiyorlarmış, gençler kızlar sokakta yürüyemiyormuş vs. vs

 

Açık söylemek gerekirse hiçbir Kefken doğumlu babamız, abimiz, bacımız Kefken’e insanlar gelip yerleşsin diye ilan vermedi. Gelen bu cenneti sevdi ve yerleşti. Kimi çok sevdi kimi de suyunu içip balığını tüketmesine rağmen hiç memnun olmadı. Emlak fiyatları tavan yaptığı şu günlerde memnun olmayan arkadaşlara tavsiyem arkalarına dahi bakmasınlar…

 

Sözüm sana İstanbul’un varoşundan gelen çakma yazlıkçım. Bu mahalleye geldiğinde tavuk, kopek, inek, koyun gibi hayvanlar vardı, ahırlardan gübre kokuları çıkmakta sivrisineklerimiz insanın canını yakmaktaydı. Kör olsan Kefken’i göremezdin, göre bile yerleştin ! Şimdi nasıl bir ahlak anlayışı ile Ahmet emmiyi ahırının gübresi kokuyor diye şikayet ediyorsun, köpek havlamasını belediyeye ihbar etmektesin! Burası bir balıkçı köyü burda balık kokuları daim olacak emin olabilirsin!

 

Kefkenliler olarak kimsenin hakkına tecavüz etmedik, kimsenin cebinden zorla parasını almadık, kimsenin namusuna el uzatmadık. Bunları yapanı asla Kefkenli kabul etmedik. Kefkeni kendi evi gibi gören ve seven yazlıkçı arkadaşları sevgi ile kucaklaıyoruz. Varolsunlar. Onlar hep başımızın tacı olarak kalacaklar.

 

 

Sözüm sana Kefkenliyi beğenmeyip ataları ve dedelerinin topraklarında bizi hor gören yazlıkçı arkadaşım seni tatmin etmek için…

 

ALNIMIZA KEFKENLİ Mİ YAZDIRALIM !

 

Kayıp Kasaba Kefken !

Kayıp Kasaba Kefken…

Doğa ve coğrafyayı göz önüne aldığınızda buna bir de ekonomik girdileri eklediğinizde Kefken rakipsiz Karadeniz sahil bandının en eşşiz BALIKÇI KASABASI’dır. Gerekçeleri oldukça açık ve aklı selim her bireyin algılayabileceği göstergeleri sizlere sunacağım. Kayıp Kasaba Kefken’i biraz ortaya çıkaralım.

İstanbul ve çevresini ele alırsak Kefken ile kıyas yapacağımız kaç yer var? 

Şile; Şile kocaman bir ilçe lakin ne doğa kaldı  ne tabiat. Deniz ise her yönlü denizlere açık. Turizm için uygun değil. Kocaman bir liman içinde tekne yok, balık avcılığı Kefken Limanın yanından geçemez.

Ağva: Turizm konusunda oldukça iyi, lakin deniz turizmi için Kefken gibi ne güzel bir plaja sahip ne de ulaşımı kolay. Yaz ekonomisi olsada 10 ay neredeyse emekli köyü.

Kerpe: Sahiline diyecek tek kelime yok. Turizmi Kefken’e örnek olacak kapasitede. Otel ve restoranları ile ön planda ama 8 ay gibi bir süre in cin top oynuyor.

Karasu: 29 bin nüfuslu bir ilçe Şile gibi Kefkenle kıyas yapılmaz dahi fakat gerçek olan birşey var ki deniz tüm yıl dalgalı ve merkezi bir konumda değil.

Mini kıyaslar eşliğinde ana konuya odaklanırsak Kefken bu güzelim doğa çevresinde bulunan plajlar , oldukça büyük bir ticari hacme sahip balıkçı limanı ve turizm potansiyeli ile neden sırra kalem basan bir yer durumunda?

Saymak istiyorum.

 *Karaağaç gibi bir köyde Kültür Merkezi var Kefken’de yoksa…

 *Cebeci ve Kerpe Mavi Bayraklı sahil olmuşken Kovanağzı ve Kumcağız plajını saf dışı bırakıyosanız…

 *Yıllar önce odun ticareti ve balıkçılık yapılan liman 3-5 kişinin ticari rantı için imza toplanıp yok edilmek isteniyorsa…

*Camiye yakın deyip yıkılan eski gazino ile Kefken restorant işletmeciliğini tarihe gömüp daha sonra neredeyse camii kapısında alkol sattırabiliyosan…

*Liman Kenti olan Kefken’de limanı pislik götürüyor ve sen göz yumuyorsan…

*Kültür faaliyeti olarak gördüğümüz 1 Temmuz Denizcilik Bayramını silip atmışsan..

*2016 yılında hala ataerkil sistemlerle siyaset yapıyorsanız…

Uzatmayalım, Kefken her daim siyaset dışı bir Kasaba olarak kalmıştır. Siyaset Kefken’de sıfırdır. Bu da yaşadığımız bu cenneti Kayıp Kasaba haline getirmeye yetmiştir!

Rant peşinde koşan insanlara gençler dur demediği sürece Kayıp Kasaba Kefken olmaya devam edeceğiz, elimzde onca nimet varken…

Kefken ile Kefen arasındaki tek fark ‘’K’’ harfi

Kefken ile Kefen arasındaki tek fark ‘’K’’ harfi

kefken ile

Birçok şehir gezdim, birçok turistik alanda konakladım ve birçoğunda çeşitli lezzetleri tadma fırsatım oldu. Ne Kefken’e baktığım aşkla onlara baktım, Ne limanda bir teknede yattığım gibi rahat uyudum ne de yediğim mezgit balığının lezzetini hissettim diğer coğrafyalarda.

 

Kefken her zaman benim için son durak. Kefken ile Kefen arasında tek çizgi ‘’ k’’ harfidir benim için. Atamın, dedemin yaşadığı kutsal topraklar. Anıları olan değeri maddi beklentilerle ölçülmeyecek topraklar. Arkadaşlıkların, derede tutuğumuz balıkların, bizi bağrına basıp yıkayan denizin ve sıcacık kumlar ile senede birkaç gün yağan tertemiz karın düştüğü topraklar…

 

Memleketini aşkla seven insanlar aşk ile onun için çalışmalıdır da. Hiçbir maddi beklentisi olmadan, karşılık gözetmeden Kefken için çalışacak insanlara çok ihtiyacaımız var bugünlerde. Kefken için projeler üretmeliyiz hep birlikte, geleceğimiz Kefken’dir, Kefken’dedir.

 

Kefken civarda yerleşik hayatın en önemli ekonomisine ve kültürüne sahiptir. 12 ay canlı bir organizmadır. Kendi kendine yeten bir ekonomisi mevcuttur. Akılcı kullanıldığında herkese yetebilecek öz kaynakları dinamiklerinde saklıdır. Farkına vardığımız bu gerçeği birileri kendi menfaatleri için sır gibi saklasa da birgün bu pastadan herkes yiyecektir. Kardeşçe, insanca, Allah kulu olarak…

 

Genç nüfus için Kefken oldukça iyi bir ticaret merkezidir. Yükselen turizm faaliyetleri onların geleceğidir. Talepkar olmaları gerekmektedir. Bölgeye ziyaret eden siyasetçilerden istekte bulunan genç sayısı nerdeyse yok denecek kadardır. Neden birşeyler istemiyorsunuz gençlik ? Yeni teknolojiyi iyi kullanan dış dünya ile etkileşen bir Kefken gençliği gözlemlemekteyim. Onları gördükçe seviniyorum. İletişim kurabiliyoruz. Uzakta olsa sorunlarını biliyorum. Yaş olarak daha tecrübeli olan elini öptüklerimiz lütfen gençlerin önünü açın! Gençler Kefken ‘in geleceğinde söz sahibi olacaklar emin olun! Kısa bir zaman diliminde istenmese de su akacak yolu gençlere çıkacaktır.

 

Biz orta yaşlarını yaşayan insanlar olarak her geçen gün Kefken’in değerini daha yoğun anlıyoruz. Vaktin kıymeti bunda muhakak büyük bir etken. Her daim Kefken’de olamıyoruz. Büyüklerimiz bizi biraz daha dikkate almaları gerektiğini düşünüyorum. Telefonlarımızı açmayarak ne kadar yol kat edebilirsiniz ki? Yada fikirlerimize kulak asmayarak! Kefken dışına çıkıp yıllarını tüketmiş olan insanlardan Kefken ciddi manada faydalanmalıdır. Aynı şekilde sonradan bu bölgeye yerleşmiş insanlardan da. Kapalı bir toplum olmaktan çıkma vakti gelmiştir. Kefken ziyareti yapan insanların ciddi beklentileri var. Soyal yapımızın, iletişimimizin zayıf olduğunu düşünüyorlar. Genci, orta yaşlısı, dışardan geleni ve Kefken büyüklerinin anlayışı ile hayal edilen Kefken birlikte başarılabilir.

 

Kefken’de çok şeye ihtiyaca var. Seyirlik bir tepeye, ( ki bu Erim Tesinde mevcut lakin atıl durumda ) butik anlamda daha iyi otel ve pansiyonlara, daha iyi bir limana, çok iyi balık lokantalarına, kapasitesi büyük ciddi bir camiye, iyi bir kültür merkezine, ( içinde düğün ve konferans salonu, kütüphane ve serge salonu olan ), denize nazır kafelere, özel girişimli plajlara, spor kompleksine ve nicelerine…

 

‘’K’’ harfi o kadar değerli ki Kefken’den onu çıkardığınızda geriye kalacak şey son şeyiniz aslında. Kefken’i herkes ‘’K’’ harfine verdiği değer kadar severse gelecekte Kefken daha güzel bir yaşam alanı haline dönüşecektir.

Çocukluğumun Kefken’ini ararken…( Yol Arkadaşınız )

Gökten üç elma düştü biri sana, biri bana, biri de inananlara ve hayalleri olanlara hayalleriniz olsun onların bir gün gerçeğe dönüştüğünü göreceksiniz eğer sizin hayalleriniz yok ise bırakın çocuklarınızın hayalleri olsun, onların hayallerinde de doğaya dokunmak olsun…!

Okullar kapandığında soluğu burada alır kendimi özgür hissederdim, çocukluğum geçti buralarda Anadolu insanının sıcaklığını samimiyetini tanıdım. Bugün insanı, doğayı seviyorsam nedeni budur. Burada atıldı sevgi ve paylaşımın tohumları, papatyanın açışına akşam saati kapanışına buralarda şahit oldum. Bir başkadır buraların gün batımı..

Hikayeler, yaşanmışlıklar sonrasında ortaya çıkar. Bunlar da birikir birikir şehir efsanesine döner, masal olur dilden dile dolaşır her şehrin bir hikayesi bir masalı vardır bir de kahramanları…

Akşam olduğunda köy meydanında yakılan ateşin etrafında, büyüklü küçüklü kızlı erkekli yapılan sohbetleri, masalları, oyunları, burada öğrendim.

Paylaşımcı ol denirdi her fırsatta, paylaşım dendiğinde sadece elindekini paylaşmak değildi, gördüğünü, duyduğunu paylaşmak, hepimizin bildiği bir söz dökülürdü dillerden

“Yediğin içtiğin senin olsun gezip gördüğünü anlat”

Bilgi çağının en yüksek dönemindeyiz ama bilmek tek başına bir şey ifade etmiyor, onu paylaşmak gerekiyor. Paylaşılırsa bilgi değer ve karşılık buluyor.

Birazdan Kefken hakkında bildiklerimi, yaz tatillerden hafızamda kalanları aktaracağım sizlere kiminizi birazcık eskiye götürecek kiminizi de buraları görmeniz gerektiğini vurgulamaya çalışacağım.

Burası küçük bir balıkçı kasabası, herkes birbirini lakabı ile tanır buralarda, ben de bakkal İlyas’ın torunuyum.

Kefken’e ilk bakkalı getiren müteşebbis ruhlu kişilerden biriydi büyükbabam. Seyyar mavi renkli bakkal dükkanı hala aklımda, limanın üst tarafında ki Nihat Erim tepesine sırtını yaslayarak ayakta kaldı yıllarca.

Büyükbabamın evi Kefken’in üç kilometre uzağında Koçunköyü adında bir köydü. Yetmişli yıllarda araç yoktu buralarda her gün sabah akşam yürüyerek gider gelirdi. Şansına bir traktör denk gelirse onun kasasına biner, bende onun geleceği saati beklerdim. Hiçbir gün eli boş gelmezdi rahmetli.

Bir akşam yanında yabancı bir Turist ile geldi yolu Kefken’e düşmüş tanrı misafiri diye alıp getirmiş. 1970 yıllarda Kefken’e yabancı turistler çok gelirdi. Almanya’dan İngiltere’den Japonya’dan bu kulaktan dolma bilgi değil, gelen turistler ile çekilmiş siyah beyaz fotoğraflar bile var bazı ailelerde.

Kefken’in ortasına kocaman bir lunepark kurulurdu. Kağıt helva satılırdı ev yapımı dondurma ile birlikte, Denizcilik bayramlarında panayır yeri gibi olurdu Kefken, çoluk çocuk şenlikler içinde kutlanırdı. Birçok yarışmalar düzenlenir etkinlikler olurdu. Gel zaman git zaman uzun sürmedi bunlar, zamanla Turistler gelmez, bayramlardaki yarışmalar yapılmaz oldu, lunepark kaldırıldı.

Yerine gelişi güzel beton binalar dikilmeye başlandı. Kaderine terk edildi sanki Kefken, garip bir sessizlik oldu.

Kefken’in ne farkı vardı yurtiçindeki yurtdışındaki diğer liman şehirlerinden neden böyle öksüz kalmıştı oysa tarihine bakıldığın en eski liman şehirlerinden biriydi. Karadeniz’e tek adası olan Cenevizlilerden kalma tarihi, 17. Yüzyılda Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde bile önemli bir liman şehri olarak anlatılmaktaydı.

Ben her fırsatta arkadaşlarımın arasında Kefken’i anlatmaya çalışırken içlerinden biri “ liman şehri ama balık yiyebileceğimiz, sonrasında çay, kahve içeceğimiz oturacağımız bir yer bile yok” dedi.

İşte o zaman Kefken’in ne kadar öksüz bırakıldığını anladım ama artık biraz daha gönül rahatlığı ile söyleyebilirim Kefken’in çehresi değişiyor. Kefken’in değeri Kefken’in kendi halkı tarafından da bilinmeye başlandı.

Kefken ve çevresinde iş imkanı olmadığı için bir çok genç, yaşadığı bu yerleri bırakmak zorunda kaldı, büyükşehirlere yerleşti. Kefken’nin köylerindeki evler tarlalar bağlar bahçeler kaderine terk edildi.

Bugünlerde büyükşehirdeki yaşamdan daralmış insanlar artık yavaş yavaş Kefken’e gelmeye başladı. Ben yaklaşık iki aydır buradayım her gün gezilecek yeni yerler ve yeni rotalar keşfediyorum.

Denize girilecek yerleri, doğa yürüyüşleri yapabileceğiniz noktaları, fotoğraf çekebileceğiniz alanları, limandaki el yapımı ahşap tekneleri, balıkçıların ağalarının tamir edişini yerinde görebilme fırsatı bulacaksınız.

Bunların dışında köylerden organik olarak alabileceğiniz tüm bahçe ürünlerinin sütün ve yumurtanın köy fırınında pişen ekmeğin adresini sizler ile paylaşacağım.

Kefken’de gezilecek neresi var diyenler için en kısa zamanda İzmit’ten sonra Kefken ve civarındaki gezilecek yerleri sizlere deneyimlerin sonucunda aktaracağım.

Ama önce doğayı sevmeniz şart, beklentiyi sıfırlayarak gelmek gerekiyor.

Doğal yaşamı beğenirim kelimesi ile yola çıkarsanız mutsuz olursunuz sadece güzel ya da eh fena değil yorumları kalır aklınızda ama doğayı, doğal yaşamı sever, benimser ve özümsersiniz bir de üstüne hafta sonumu Kefken’de geçirmek istiyorum derseniz.

“ Ben Doğayı Seviyorum” sözü üzerine yola çıkmalısınız.

Hayatınıza yeni rotalar ve deneyimler katmanız dileği ile benden şimdilik bu kadar en kısa zamanda görüşmek dileği ile…

Sevgiler